CEHENNEM III. BÖLÜM

CEHENNEM III. BÖLÜM

cehennem hakkında
cehennem hakkında

Âlem ağacının meyvası olan Âdem Aleyisselâmın rûhu cümleden önce iken cümleden sonra zuhur ettiğini, Cennete çıkışını, oradan inişini zürriyeti ile yeryüzünün ma’mûr olduğunu, onun neslinden Habîb-i Ekrem sallâllahü aleyhi vessellemin dünyaya teşrifini ve Şeriatının devamlı ve ulu olduğunu bildirir.

Ey aziz! Tefsir ve ehl-i hadis ittifak ile şöyle bildirmişlerdir:

Allahü Teâlâ ruhlar alemini yarattıktan iki bin sene sonra cisimler alemini de icâd ederek altı günde Arş’ı A’lâdan zulmet ve hicaba varıncaya kadar her şeye nizamını vermiştir. Sonra Kerûbiyyûn meleklerini Arş’ın ayağına yerleştirip Melâike-i hâffûn (korkan) ve saffûn (saf olan) için Arş’ın etrafını mekân eylemiştir. Diğer meleklerin mertebelerine göre her zümresine belli bir mekân ihsan edip bir sınıfını Kürsîde, bir sınıfını Sidrede, bir sınıfını Livâü’l-hamd altında, bir çok sınıflarını da Cennette hûri ve gılmân ile  yerleştirmiştir. Binlerce sınıf meleklerle gökler, yerler, denizler ve Cehennem dolmuştur. Melekleri yerde ve denizde olan mahlûklarına hizmetçi kılmıştır. Cehenneme dolan melekler zebaniler olmuştur. Mücerred ruhlar bölük bölük askerler gibi olup, gökleri ve yeri çevreleyen, İsrâfil aleyisselâmın sûru içinde her zümre mertebesine göre makamını bulmuştur. Cisimler âleminin her bölgesini, Arş-ı A’lâdan en aşağıdaki perdeye kadar melekler, ruhlar, varlıklar ve mahlûklar ile doldurmuştur. Yeryüzünü de çeşitli mahlûklarla boş bırakmadığı gibi bütün dağlarda ve vadilerde darı bitirip, bütün yeryüzünü doldurduğunda kudreti ile bir tavus kuşu yaratmıştır. Dünya dolusu darıyı ona ayırmış rızık olarak vermiştir. Kuş, o kendisine ayrılan darıyı zamanla yiyerek on yedi vadi dolusu darı kalınca korkusundan günde onar adet darı yemeye başlamıştır. Bir zaman sonra bir vadi dolusu darı kalınca günde bir tane yemekle kanaat etmiştir. Daha sonra darıları bitiren tavus kuşunun eceli de gelmiştir. Düşünmelidir ki, bu köhne dünya ne zamandan beri bu nizamı bulmuştur ve nelerden artakalmıştır. Akıl sahiplerine son derece ibret levhası olmuştur. Sonra Hakk Te’âlâ yeryüzünde renksiz, dumansız ve ısısız ateşten cinleri yaratıp Meâric ismini vermiştir. Bu, cinlerin babası olmuştur. Ondan Mearice isimli zevcesini yaratmıştır. Bunların izdivacından cin taifesi meydana gelmiş, yüzbinlerce kabile olmuştur. Lânetlenmiş şeytan da onlardandır. Cin taifesi zamanla çoğalarak yeryüzünü doldurmuştur. Onların asıl şekilleri insan şeklindedir. Fakar melekler gibi lâtif cisim olduklarından istedikleri şekilleri alabilirler. Zamanla iyiden iyiye çoğalan cin taifesi yeryüzüne sığmaz olunca, iblis kendi zürriyetini alarak dünya semâsına çıkıp orya yerleşti. Bütün cinler gece gündüz Allahü Teâlâ’ya ibadet edip asla isyan etmezlerdi. Yedi bin sene sonra yeryüzünde kalanları çeşitli sapıklıklara ve kan dökmeye başlayarak ibadetleri terk edip günah işlediler. Sonra Hakk Teâlâ her yüz yılda bir kere kendilerinden bir peygamber gönderdikçe o peygamberi öldürerek on iki bin senede yüzyirmi peygamber katletmişlerdir. Sonra Hakk Teâlâ hışm ederek dünya semâsında yaşayan İblisi evlâdiyle yeryüzüne indirip, cinleri bir yere toplayarak semâdan indirdiği ateşle hepsini yakmıştır. Semâdan gönderdiği İblisin zürriyetini bir kısım adalarda yerleştirip, İblisi kendisine çok itaatli olduğundan yedinci semâya kaldırmıştır. Oradan İlâhî dergâha alınacak kadar yükselen İblisi Cennetine kabul etmiştir. Allah, dünyanın boş kalmaması için dünya semâsından yeryüzüne melekler indirmiştir. Melekler yeryüzünde Hakk Teâlâ’ya bin yıl ibadet etmişlerdir. Böylece cinlerin babası olan Mearic’in yaratılmasından yirmi bin yıl geçmiştir.

Bundan sonra Hakk Teâlâ insanların babası olan Hz. Adem aleyisselâmı yaratmak murad ettiğinde, Azrail aleyisselâmı gönderip yeryüzünde yedi iklime ait yerlerden çeşitli topraklar aldırmıştır. Sonra Cebrail aleyisselâmı gönderip o kuru toprağı kırk gün yoğurtmuştur. Hakk Teâlâ o hamura, en güzel yaradılış üzere Nu’man Vadisinin içinde şekil vermiştir. Kendi ruhundan onun başucuna doğru üflemiştir.  Böylece onu meleklerin secdegâhı eylemiş ve kendi neslinden gelecekler için bir peygamber eylemiştir. Bütün melekler ona secde ettiğinde İblis “hayır” diyerek lanetlenmiş ve kovulmuştur. Sonra da Allah’tan kıyamete kadar mühlet almıştır. O zaman kadar sayısız zürriyeti ile insanoğluna saldırmaya fırsat bulmuştur. Bunlar insanların bedenlerine her yerden girer, damarlardaki kan gibi dolaşıp onları yoldan çıkarmaya çalışırlar. Fakat zorla insanları âsi ve kâfir yapamazlar. Ancak ibadetleri zor ve acı,  yasakları kolay ve tatlı göstererek vesvese verirler. Hakkk Teâlâ hepimizi onların şerrinden muhafaza buyursun. Âmin.

Hakk Teâlâ Âdem aleyisselamı yeryüzünde yarattıktan kırk yıl sonra, göklere kaldırıp Firdevs Cennetine sokmuş ve hülleler (elbiseler) giydirip çok nimetler ihsan etmiştir. Âdem aleyisselama her nimeti verdikçe; “Bu nimetlerle yetinir misin?”, diye hitap etmiş, O da; “Yeterli değildir ya Rabbi” diye cevap vermiştir. Bu durum bir müddet böyle devam etmiştir.  Ne zaman ki, Hakk Teâlâ Âdem aleyisselâma bir uyku verip, sol kaburga kemiğinden Hazret-i Havva Anamızı yaratmıştır. Âdem aleyisselâm gözünü açtığında yanında kendi gibi bir güzel insan oturuyor görmüştür. Onunla sohbet edip aralarında vuslat yakınlaşması olduğunda Hakk Teâlâ yine hitap edip “Ya Âdem! Bu nimetimle nicesin?”, buyurduğunda, “Ya Rabbi! Hesapsız nimet denizine daldım. Bu nimetini hepsinden büyük buldum. Bununla kanaat ettim. Havvâ ile sükûnet bulup, ülfetiyle ünsiyet kılıp, ondan murad aldım. Başka ikrama hacet kalmayıp, bu ihsanının şükür ve süruru ile doldum,” diye cevap vermiştir. Sonra Hakk Teâlâ, “ Ya Âdem! Havvâ ile cennetimde Oturun. Her nimetimden lezzet alın. Ancak buğday ağacına yanaşmayın, ondan yiyerek bana âsi olmayın”, buyurmuştur. Bu minvâl üzere  Hazret-i Âdem Havvâ Anamızla bin yıl kadar Cennette safâ sürmüşlerdir. Sonra Âdem aleyisselâm Havvâ Anamızın sözüne uyarak buğday ağacından alıp ikisi birden yediklerinde Hakk Teâlâ onları (Cennet elbiselerinden) uryân olarak Cennetten dünyaya indirmiştir. Âdem aleyisselâm Hindistan’da bir yüksek dağ üzerine inmiştir. İki yüz yıl o dağda ağlayıp tevbe ettikten sonra tevbesi kabul olmuştur. Havvâ Anamızda Âdem Atamızı talep edip iki yüz yıllık hasreti ile Arafat Dağı üzerinde buluşmaları müyesser olmuştur.

NAZM

İki cânibden ol müştâk

İkisi bile mübtelâ-yı firâk

Birbirine heman erişdiler

Ağlayıp sarmaşıp görüşdüler.

Sonra Şam’a gelip orada beş yüz yıl kaldılar. Hâabil ve Kâbil orada dünyaya gelip yine  Hindistan’a gitmişlerdir. Ömürlerinin süresi iki bin sene idi. Âdem aleyisselâm Serendib adasında, Ondan kırk sene sonra da Havvâ Anamız Cidde’de vefat etmişlerdir. Sonra zürriyetleri yeryüzünü meskûn ve ma’mûr etmişlerdir. Âdem aleyisselâmın neslinden binlerce kimse nebi olmak şerefine kavuşmuşlardır.  Hz. Âdem aleyisselâmdan altı bin sene geçtikten sonra Mekke-i Mükerreme’de İsmail aleyisselâm evlâdından, Kureyş Kabilesinden, Haşimoğullarından Abdullah’ın sulbünden Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretleri dünyaya gelmiştir. Kırk bir yaşında bütün insanlara ve cinlere peygamber olmuştur. Üç sene  Mekke’de kâfirlerden cefâlar görüp, mağlûp iken Medine’ye hicret etmiştir. Onuncu sene Mekke’ye galip gelerek feth edip, yine Medine’ye gitmiştir. O sene Medine’de yaşı altmış üç olup oradan âhirete irtihal etmiştir. Bizim peygamberimiz (s.a.v.) O’dur. peygamberlerin sonuncusudur. Ondan sonra peygamber gelmez. Mübarek Şeriati kıyamete kadar bâkidir. Hükümleri yürürlükten kalkmaz ve değiştirilmez.  Peygamberimiz hicretinden bu zamana kadar Kameri takvim ile bin yüz yetmiş yıl geçmiştir. O halde âhir zaman olup dünyanın ömrü geçip gitmiş ve kıyamet yaklaşmıştır. Edep, hayâ, sevgi ve vefâ, sıdk ve ve safâ yitmiş ve batmıştır. Çünkü peygamberimizin (s.a.v.) haber verdiği kıyamet alâmetlerinin çokları zuhûr etmiştir. “Ya Rabbi! Bizi âhir zaman fitnesinden koru. İmân ve şehadet ile dünyadan çıkar. Birahmetike ya erhamerrahimîn”.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Mârifetnâme

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.