İlyas Aleyisselam

İlyas Aleyisselam

hz.İlyas aleyisselamKur’an-ı Kerim’de Saffat suresindeki ayetlerde  İlyas peygamberin resullüğü ve risaleti hakkında şu ayetler yer almaktadır: “İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi. (İlyas) milletine: (Allah’a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba’l’e mi taparsınız? demişti. “Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı?” Bunun üzerine İlyas’ı yalanladılar. Onun için onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir. Ancak Allah’ın ihlâslı kulları müstesna. Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık, “İlyas’a selâm!” dedik. Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.” [7]

İlyas Aleyhisselâm; uzun boylu, zayıf bedenli, kıvırcık saçlı,[2] büyük başlı, çekik ve yapışık karınlı, ince bacaklı idi. Kendisinin başında da, kırmızı bir ben vardı.

İlyas Aleyhisselâm; Yüce Allah tarafından gönderilen Peygamberlerdendi [4]

Kendisi, dağlar ve çöller sahibi olup Rabb’ine, tenhâlarda ibâdetle meşgul olurdu [5]

Hızkıl Aleyhisselâmdan sonra, İsrail oğulları içinde bir çok bid’atlar ihdas edil-miş[6] onlar, Yüce Allah’ın, kendilerinden aldığı Ahd ve Mîsâkı, unutmakla kal-mamışlar, putlar dikip onlara tapmağa da, başlamışlardı

Bunun üzerine, Yüce Allah, onlara, İlyas Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi [7]

Mûsâ Aleyhisselâmdan sonra İsrail oğullarına gönderilen Peygamberler, an-cak, kendilerinin, Tevrat’tan unuttuklarını, onların hatırlarına getirmekte, yenile-mekte idiler [8]

İsrail oğulları, o zaman, Şam ülkesinde dağınık bir halde ve başlarında da, bir çok krallar bulunuyordu

Çünkü, Yûşa’ b Nün Aleyhisselâm; Şam ülkesini feth ettiği zaman, oraya, İs-rail oğullarını hâkim kılmış ve Şam topraklarını, onlar arasında bölüştürmüştü

İsrail oğullarının on iki Sıbtından biri olan İlyas Aleyhisselâmın Sıbtı da, Bâle-bek ve nahiyelerini almış ve oralara yerleşmiş bulunuyordu

Yüce Allah, onlara, İlyas Aleyhisselâmı Peygamber olarak göndermişti [9] Şam krallarından her bir kral, hükmü altına aldığı nahiyeyi sömürmekte idi [10] Şam krallarından Bâlebek kralı, diğer krallar arasında, doğru yolda idi [11] Bunun için, İlyas Aleyhisselâm, onun yanında bulunur, işlerini, yoluna koyardıGerek kral ve gerekse kralın zevcesi, İlyas Aleyhisselâmı dinler ve doğrulardı Öteki İsrail oğulları ve kralları ise, edinmiş oldukları Ba’l putuna taparlardı [12]

Ba’l: altundan yapılmış bir kadın heykeli olup göz bebekleri Yakuttan yapılmış, başına da, inci ve cevherlerle süslü tac konulmuştu [13]

İlyas Aleyhisselâm, kavmine: “Siz (Allâh’dan) korkmaz mısınız?!

O, en güzel Yaratanı, sizin de, önceki atalarınızın da, Rabb’i olan Allah’ı, bıra-kıp ta, Ba’l’e mi tapıyorsunuz?!” dedi [14]

Onları, Yüce Allah’a iman ve ibadete davet etti [15] Fakat, onlar, İlyas Aleyhisselâmı, yalanladılar [16]

Bâlebek kralından başka hiç birisi, onu, dinlemediler ve söylediklerini, kabul etmediler [17]

Bâlebek kralının sarayının yanında, İsrail oğullarından sâlih bir zatın, güzel bir bahçesi bulunuyor, kendisi, oradan, geçimini sağlıyordu

Kral ve karısı, orada, gezinirler, yerler, içerler, istirahat ederlerdi Halk, orayı, krala lâyık görürler, sahibinin elinden almadığına şaşarlardı Kral; bahçe sahibine karşı, komşuluk hakkını, gözetir, çok iyi davranırdı

Kralın karısı ise, bahçeyi, ele geçirmeyi, düşünür, kralı, bu hususta kandı-ramazdı

Kralın, uzun bir sefere çıkışından yararlanarak, bahçe sahibini, krala sövme iddiası ve yalancı şâhidler ikamesiyle öldürtüp bahçesini gasbetti

Kral, seferden dönünce, karısına;

“Sen, hükmünde, hiç de, hayra isabet etmemişsin

Ben, bundan sonra, hiç bir zaman, felah bulacağımızı sanmıyorum!

Senin, ona karşı, bir cür’etin, ancak, cahilliğinden, kötü görüşlülüğünden, so-nucu, nereye varacağını, düşünememenden ileri gelmiştir!” diyerek itabetti, çıkıştı Kralın karısı:

“Ben, ona, ancak, senin için kızdım ve senden dolayı, o hükmü verdim” dedi Kral:

“Bir kraliçe olarak, senin, bir tek adamı ve onun komşuluk hakkını korumak üzere göstereceğin geniş usluluğun, büyük hoşgörülüğün ve affediciliğin nerede kaldı?” dedi

Kraliçe:

“Olmayacak şey, oldu!” dedi

Yüce Allah, İlyas Aleyhisselâma, bu hâdiseyi vahy ile bildirdi

Yaptıkları şeyden dolayı, tevbe etmedikleri ve gasbettikleri bahçeyi, öldürülen zatın varislerine geri vermedikleri takdirde, o bahçe içinde her ikisinin de, öldü-rülüp bırakılacaklarını ve etlerinin, kemiklerinden ayrılacağını, haber verdi

Bunun üzerine, kral, İlyas Aleyhisselâma kızdı [18]

Kralın yanına, putlara tapanlardan bir topluluk gelmişti Ona:

“Sen, dalâlet ve boş şeyden başkasına davet olunmuyorsun!

Sen de, kralların taptığı şu putlara tap!

Üzerinde bulunduğun dini, bırak!” dediler [19]

Bunun üzerine, kral, bir gün:

“Ey İlyas! Vallahi, ben, senin davet ettiğin şeyin, boş olmaktan başka bir şey olmadığını görüyorum!” dedi ve İsrail oğulları krallarından, Allah’ı, bırakıp puta tapanları birer birer sayarak:

“Onlar da, bizim gibi yiyor, içiyor ve nimetler içinde hüküm sürüyor!

Senin, bâtıl ve boş dediğin din ve inanışları, onların dünyasından hiç bir şey eksiltmiyor

Kendimizde ise, onlara nazaran, bir üstünlük görmüyoruz!” deyince[20] İlyas Aleyhisselâmın, başının saçı ve vücudunun tüyleri ürperdi, dikenleşti [21]

“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn = Bizler, Allah’ın kullarıyız ve Ona, dönücü-leriz!” diyerek kralın yanından ayrıldı

Kral da, putlara tapan öteki arkadaşlarının yaptıklarını, yaptı, Allah’ı, bırakıp putlara taptı [22]

Sonra da, ilyas Aleyhisselâmı öldürmeğe kalkıştı

Bunun üzerine, İlyas Aleyhisselâm, dağlarda ve mağaralarda yedi yıl gizlendi

Yerdeki bitkilerden ve ağaçlardaki meyvalardan yiyerek yaşadı

Kral, onu, yakalatmak için, adamlar saldı ise de, ele geçirmeğe muvaffak olamadı [23]

İlyas Aleyhisselâm, kral tarafından arattırıldığı sıralarda, bir gece, İsrail oğulla-rından bir kadının evine sığınmış, saklanmıştı

Kadının, Elyesa’ b Ahtub adındaki oğlu çok hasta idi İlyas Aleyhisselâmın du-asıyla iyileşince, Elyesa’ Aleyhisselâm, İlyas Aleyhisselâma iman ve onun pey-gamberliğini tasdik edip artık, onun yanından hiç ayrılmadı

İlyas Aleyhisselâm, nereye giderse, o da, oraya giderdi İlyas Aleyhisselâm, yaşlanmış ve yaşı da, bir hayli ilerlemişti Elyesa’ Aleyhisselâm ise, yetişmiş bir gençti [24] İlyas Aleyhisselâm, İsrail oğullarının azdıklarını görünce:

“Ey Allâhı’m! İsrail oğulları, Seni, tanımamağa, Senden başkasına tapınmağa başladılar

Nimetlerinden, onlara verdiklerini, değiştir!

Ey Allah’ım! Onlardan, yağmuru, tut!” diyerek dua etti

Üç yıl, yağmur yağmadı

Büyük küçük baş hayvalar, böcekler, ağaçlar, kuraklıktan, mahvoldu

İnsanlar, çok şiddetli bir kuraklık ve darlık içine düştüler [25]

İlyas Aleyhisselâm, İsrail oğullarının yanına varıp, onlara:

“Siz, kuraklıktan, darlıktan, mahvoldunuz

Ehlî, vahşî hayvanlar, kurtlar, kuşlar, böcekler, ağaçlar da, sizin hatalarınız yü-zünden, mahvoldular

Siz, boş şey üzerinde aldanıp duruyorsunuz [26]

Eğer, bu filinizden dolayı, Allah’ın, size gazap ettiğini; kendisine yalvardığınız ve hak ve hayırlı olduğunu söylediğiniz putların, öyle olup olmadığını, öğrenmek istiyorsanız, onları çıkarınız ve kendilerine yalvarınız

Eğer, onlar, sizin duanızı kabul ederlerse, dediğiniz gibi, onlar, haktır Şayet, onlar, bunu, yapamazsa, biliniz ki: Siz, boş bir şey üzerindesinizdir Ondan, hemen ayrılınız

Ben de, üzerinizdeki belânın kaldırılması için, Allah’a dua edeyim”‘dedi “Sen, insaflı davrandın!” dediler Hemen putlarını çıkarıp onlara yalvardılar Kendilerinin ne duaları kabul olundu, ne de, üzerlerindeki belâ kaldırıldı [27] Dalâlette ve boş bir şey üzerinde bulunduklarını, anladılar [28] “Ey İlyas! Biz, mahvoldukAllah’a, bizim için, dua et!” dediler

İlyas Aleyhisselâm da, onların üzerlerindeki belânın kaldırılması ve yağmura kavuşmaları için, Allah’a dua etti

Allah’ın izniyle, denizin arkasından kalkan gibi bir bulut çıkarıldı

Ona, bakıp durdukları sırada, buluttan, iri damlalı yağmur atıştırmağa ve son-ra da, çoğalmaya başladı ve en sonunda, Allah, yağdırdığı yağmurla, onları ku-raklıktan kurtardı

Kuraklıktan yanıp kavrulmuş olan yurdları, canlandırıldı, içinde kıvrandıkları belâ, üzerlerinden kaldırıldı [29]

Fakat, onlar, ne putperestlikten ayrıldılar, ne de, hakka döndüler [30] Üzerinde bulundukları hali, daha kötü olarak devam ettirdiler

İlyas Aleyhisselâm; onların, böyle küfürlerinde direndiklerini gördüğü zaman, artık, ruhunu kabzetmesini, onlardan kurtarıp rahata kavuşturmasını, Rabb’inden, diledi Kendisine:

“Filan günü, bekle! [31] Filan yere, git!

Orada, sana gelecek şeyi’[32], ateş gibi renkli hayvanı, gördüğün zaman, ona, bin! [33] Ondan, korkma!” buyruldu [34]

Gidilecek gün, geldiği zaman[35]‘, İlyas Aleyhisselâm, yanında, Elyesa’ Aleyhis-selâm olduğu halde, kendisine anılan ve gitmesi emrolunan yere gitti [36]

At suretinde, ateş renginde[37], ateşten bir at gelip İlyas Aleyhisselâmın önün-de durdu

İlyas Aleyhisselâm, hemen, onun üzerine sıçrayıp bindi ve gitti Elyesa’ Aleyhisselâm, arkasından:

“Ey İlyas! Ey İlyas! Bana, ne emrediyorsun?” diyerek seslendi [38] Yüce Allah, İlyas Aleyhisselâmı, Şam’a kaldırdı, semâya değil [39]

İlyas Aleyhisselâm, kilimini, gökten, Elyesa’ Aleyhisselâma, bıraktı ki, bu, ken-disinin, onu, İsrail oğullarının üzerine Halîfe yaptığına bir alâmetti [40] Zâten, ay-rılırken, onu, yerine bırakmış bulunuyordu [41]

İlyas Aleyhisselâmın, hâlâ sağ olup her yıl Hac Mevsiminde Hızır Aleyhisse-lâmla buluştukları da, rivayet edilir[42]

İlyas Aleyhisselâm, gittikten sonra, Yüce Allah, Bâlebek kralı, kıraliçesi ve İs-rail oğulları üzerine, düşmanlarını, musallat ve muzaffer kıldı Akılları, başların-dan, gitti Nereye, gideceklerini, kaçacaklarını, bilemediler [43]

Kral da, kraliçe de, sahibini öldürüp gasbettikleri bostanda öldürülerek bıra-kıldılar

Etleri, dökülünceye, kemikleri çürüyünceye kadar cesedleri orada ortada kaldı! [44]

Yüce Allah, İlyas Aleyhisselâm hakkında şöyle buyurur:

“Biz, ona, sonra gelen (Peygamberler ve ümmet)ler içinde (iyi bir nam) bıraktık

(Bizden) selâm İlyas’al

Şüphe yok ki: Biz, iyi hareket edenleri, böyle mükâfatlandırırız

Gerçekten, o, Mü’min kullarımdandı!” [45]

Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere selâm olsun![46]

Hz. ilyas (a.s)’in, Hizir (a.s) ile yilda bir kez bulustuguna inanilir, halk arasinda bu bulusma Hizir ilyas (Hidrellez*) seklinde simgelenmistir.

Kur’an-ı Kerim’de iki ayette İlyas ismi yer almaktadır.

 Enam Suresinde İlyas isminin geçtiği ayet de diğer bazı peygamberleri de sıralamaktadır.

“Ve zekeriyyâ ve yahyâ ve îsâ ve ilyâs kullun mines sâlihîn”     “Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı, İlyas’ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi.” (6/Enam/85)

Saffat suresinde geçen ayetde ise İlyas’ın@ peygamberlerden olduğunun vurgusu vardır. “Ve inne ilyâse le minel murselîn” “Ve şüphe yok ki İlyas, elbette peygamberlerdendi.” (37/Saffat/123)

Yine Saffat suresinde “ilyâsîn” olarak geçmektedir. “Selâmun alâ ilyâsîn”   “İlyas’a selâm olsun.” (37/Saffat/130)

“İlyasin” ismi hakkında muhtelif görüşler bulunmaktadır:  “”Selâmun ala ilyâsîn: İlyas’a selâm olsun!” ayetindeki “İlyâsîn” keli­mesi ya aynı ismin “Mîkâl” ve “Mîkâîl” şekillerinde okunması gibi “İlyâs” isminin farklı bir lehçeyle söylenmiş şeklidir….Bu kelime, baş harfi uzatılarak “Âl Yâsîn” şeklinde de okunmuştur. Bu durumda bu ifadeyle Hz. İlyas’ın ailesi kastedilmiş olur.”[1]

“Selamun ala il-Yasin” ifadesinden bazı müfessirler, bunun Hz. İlyas’ın diğer bir adı olduğu anlamını çıkarmışlardır. Tıpkı Hz. İbrahim’in ikinci adının “Abraham” olduğu gibi. Diğer bazı müfessirler ise, Arapların İbrani isimlerini farklı biçimlerde telaffuz etmelerinden yola çıkarak (Örneğin bir meleğin ismi olan Mekal, Mikail veya Mikain gibi) aynı hususun Hz. İlyas için de geçerli olabileceğini öne sürmüşlerdir. Nitekim Kur’an’da bir dağın adı, bir yerde “Tûrî Sîna”, bir başka yerde ise “Tûrîsinîn” şeklinde geçmektedir.”[2]

Razî ise şöyle yorumlamaktadır: “Nâfî, İbn Âmir ve Ya’kûb (a.s) “Âl” lafzını, “Yâsîn” lafzına muzaf kılarak, “Âl-ü Yâsîn” “Yâsm ailesi” şeklinde okurlarken; diğer kıraat imamları elifin kesresi ile ve lâm’ı ” Yâsîn”den ayırarak, “ll-yâsln” şeklinde okumuşlardır. Birinci kıraatla ilgili olarak şu izahlar yapılabilir:

a) En doğru izaha göre, biz bu peygamberin İlyas b. Yâsîn olduğunu söylemiştik. Dolayısıyla İlyas, Yâsîn’in âli, yani ehli-soyu-çocuğu olmuş olur.

b) Yâsîn’in âli (ailesi), Hz. Muhammed’in âli’dir.

c) YAsm, Kur’ân’ın adıdır. Buna göre sanki, “Allah’ın selamı, Yâsîn adındaki bu kitaba iman edenlere olsun” denilmek istenmiştir. Esas birincisidir. Çünkü bu, sözün siyakına daha uygundur. İkinci kıraat hususunda da şu izahlar yapılır:

a) Zeccâc şöyle der: “Mikâl”; “Mîkâîl”, “Mîkâlînu” denildiği gibi, İlyas da, İlyâsin de denilebilir.”

b) Ferrâ ise, “Bu cemî (çoğul) bir kelime olup, bununla İlyas (a.s) ve ona tâbi olan mü’minleri kastetmiştir. Bu, Arapların bir aileyi tümden ifade için, “Sa’dlar, Muhallebler, (Ahmedler, Hasanlar)” demeleri gibidir. Nitekim şair de,

“Ben, Sâd’ın oğluyum, Sâ’dlerin en kerîminin!” demiştir.

Daha sonra Cenâb-ı Hak, “Şüphe yok ki biz muhsinleri böyle mükâfaatlandınnz. Hakikat o, mü’min kullanmızdandı” buyurmuştur. Bunun tefsiri daha önce geçti. Allah en iyi bilendir.”[3]

Alıntı

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.