Acı Sabır

Acı Sabır

Sabır
Ya Sabır

Şöhret ve zenginliğin çevresinde insanların niye pervane olduklarını biliyoruz. Medyanın nice yanlışları gözümüzde normalleştirdiği günümüzde böyle durumları yadırgamıyoruz bile.

Ancak, erdem sahibi kâmil insanların birer cazibe merkezi oluşu ilgi çekici olmaya, merak uyandırmaya devam ediyor. Aslında bunda bir gariplik yok. Garip olan, o zatların yanlarında bulunduğu halde, üzerlerine onların hallerinden en ufak bir iz sinmeyenler.

Peki, kimsenin bir menfaati olmadıkça kimsenin kahrını çekmediği bu fani alemde o kâmil zatlar böyle insanlara niye ve nasıl tahammül ediyorlar dersiniz?

Bunun cevabını ararken Şeyh Sadi Şirazi’nin Bostan’ındaki şu hikaye can simidi oldu.

“Bir zamanlar erdem ve ahlâk güzelliğiyle ünlü bir adam yaşardı. Bu adamın bakılamayacak  kadar çirkin ve asık bir yüzlü, kötü huylu bir de kölesi vardı. Kölenin canavar gibi dişlerinden adeta zehir akardı. Şehirde ondan daha çirkin bir Allah’ın kulu yoktu. Koltuğunun soğan gibi acı kokusundan, kızıl damarlı ve perdeli gözleri sulanır, çapaklanırdı.

İş görürken yüzünü asar, yemek pişirirken kaşlarını çatar, sofraya da efendisiyle birlikte otururdu. Birlikte yemek yediği efendisi, ‘ölüyorum, lütfen bir damla su ver’ dese umurunda olmaz, bir yudum su vermezdi. Ne söze, ne azara aldırış ederdi. Gece gündüz gürültü patırtı eksik olmazdı evde.

Bir gün o fazilet sahibi adama, arkadaşlarından birisi şöyle dedi:

– Bu çirkin suratlı kölenin yeteneğine mi, güzelliğine mi, becerikliliğine mi tutkunsun? Bu ciğeri beş para etmezin kahrını neden çekiyorsun? Sat esirciye gitsin, sen de kurtul. Parasız bile versen kâr etmiş olursun.

Adam güldü bunun üzerine ve dedi ki:

– İyi kalpli dostum, gerçekten söylediğin kadar var. Fakat onun yüzünden ben güzelleşiyorum. Onun münasebetsizliklerine dayandıkça olgunlaşıyorum. Sabır gücü kazanıyorum…

Sabır acı görünür, fakat insanın kişiliğine yerleştikçe bal olur.”

Add a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir