Cömertlik ve Sevgi Dolu Bir Ömür Hz. Safiye

 Hanım SahabelerCömertlik ve Sevgi Dolu Bir Ömür Hz. Safiye

Müslümanlar Hayber’i fethettiğinde, Hz. Safiye (r.a.) ile birlikte akrabaları da esirler arasında bulunuyordu. Savaş şartlarına göre esirler paylaşılmış, Safiye (r.a.) alemlere rahmet olarak yaratılan Peygamber Efendimiz ’in himayesine düşmüştü. Hz. Safiye, eşinin de savaşta ölmüş olmasına rağmen metanetini bozmayıp Allah Resul’ünün (s.a.v.) huzuruna çıkmıştı. Harun Peygamber’in soyundan olan Hz. Safiye’nin anne ve babası tanınmış, dirayet sahibi Yahudilerdendi. Babası Arabistan’daki Yahudiler ’in bir nevi lideri konumundaydı. Rasulullah, Hayber Fethi sonrasında, Yahudilerle anlaşma imzalayıp, Hz. Safiyeyi’de İslam ve Yahudilik hakkında neler düşündüğünü sormak için çağırır. Hz. Safiye, “İslam’ı arzu ederek seni tasdik etmiştim. Babam da senin davanın doğruluğunu itiraf ederdi; fakat ırkçılığı İslam’ı kabulüne mani oldu. Allah’tan başka ilah olmadığına ve senin, Allah’ın Rasulü olduğuna kesinlikle inanıyorum” der. Bunun üzerine Efendimiz Hz. Safiye’yi (r.a.) azat eder. Hz. Peygamber (s.a.v.) Hz. Safiye ile evlendiğinde, göz kenarında bir morluk görüp sebebini sorar. Hz. Safiye bir süre önce rüyasında, gökteki ayın yerinden ayrılıp göğsünün üzerine düştüğünü görür ve rüyasını eşine anlatır. Rüyayı yorumlayan eşi  Hz. Safiye’nin Efendimizle evlenmek istediğini düşünerek “Medine melikiyle mi evlenmek istiyorsun” der ve hiddetlenerek ona tokat atar.

Efendimiz’in Hastalığında Çok Üzülür

Hz. Safiye ile tanışmasına da vesile olan Hayber Savaşı dönüşünde Efendimiz, eşini kendi devesine bindirip ona kendi hırkasını örter. Bundan maksat, Hz. Safiye’nin bundan böyle müminlerin annesi olduğunu halka bir nevi ilan etmektir. Yolculuk bitip de Medine’ye dönüldüğünde bu evliliğin başka bir ilanı niteliğinde, ashaba kavun ve hurma ikram edilerek düğün yemeği de verilir.

Ziynet eşyalarını Peygamber Efendimiz ‘in hanımları arasında paylaştıran Hz. Safiye ibadet ve zikirde çokça meşgul olur. Yardımsever ve fedakârdır. Peygamberimize karşı derin bir muhabbeti vardır. Efendimiz ‘in hastalığında gözyaşları içinde “Ey Allah’ın Resulü! Keşke sizin bütün ağılarınızı ve acılarınızı ben çekseydim” diyerek, üznütü içinde olduğunu dile getirir. Bir yolculuk esnasında, Hz. Safiye, üzülerek ağlamaya başlar. Hz. Peygamber (s.a.v.) mübarek elleriyle onun gözyaşlarını siler. Hz. Safiye (r.a.) bu muhabbetten dolayı daha fazla ağlamaya başlar. Rasulullah Efendimiz, kafiledekilere develerinden inmelerini söyler. Akşam olunca Hz. Zeynep bint-Cahş’tan Safiye’ye deve vermesini ister. Devesini bir Yahudi kızına vermek istediğini söyleyen Zeynep’in bu sözü Allah Resulü’nü incitmiştir. Hz. Aişe’nin devreye girip Zeynep’in üzüntüsünü Efendimiz’e iletmesiyle onu affeder.

“Dedem Harun, Amcam Musa deseydin ya!…”

Hz. Safiye  (r.a.) Müslüman olduktan sonra kendisine “Yahudi” denmesine çok üzülür.  Bir gün Rasulüllah, onu evinde ağlarken görüp sebebini sorduğunda, Hz. Aişe ve hz. Hafza’nın “Bütün ezvacıtahirat arasında bizler daha üstünüz. Çünkü biz Rasulullah’ın yalnız eşi değil aynı zamanda amca çocukları ve aynı soydanız” dediklerini anlatır. Hz. Peygamber, tebessüm ederek, “Sen de onlara, Dedem Harun, amcam Musa, Eşimde Muhammed, deseydin ya!” buyurarak, onu teselli eder.

Bir ara cariyelerden biri Hz. Safiye’yi Hz. Ömer’e şikayet ederek “Safiye’den Yahudilik kokusu geliyor. Şimdi bile Cumartesilere hürmet gösteriyor, Yahudilerle münasebetini kesmiyor” der. Hz. Ömer, meseleyi Hz. Ömer’e meseleyi Hz. Safiye’ye sorar. Hz. Safiye, “Allah bana Cumartesi yerine Cuma’yı inayet kıldıktan sonra Cumartesiye hürmet göstermeme artık lüzum yoktur. Yahudiler ise benim akrabalarım, onlarla sılayı rahimi nasıl keserim!” der.

Halim selim ve ağırbaşlı bir kişiliğe sahip olan Hz. Safiye, leziz yemekleriyle de bilinir. Yemekleri, Ehl-i Beyt arasında çok beğenilir. Cömerttir, eline geçenleri fakirlere dağıtır. Vefatından sonra geriye bir evi kalır. Bunu üçte birini yeğenine, kalanının fakirlere sadaka olarak verilmesini vasiyet eder. Hicri 50 yılında vefat etmiştir.

Allah (Celle Celaluhu) kitabında cinlere hitaben mealen “mallarında ve evlatlarında onlara ortak ol buyurmaktadır

Rasulullah(sallallahü aleyhi vessellem) Efendimizin  ashabından biri anlatıyor: “Bir adam “bismillah” demeden yemek yiyordu Son lokmasını yerken “bismillahi evvelihi ve ahirihi” dedi Allah’ın Rasulü tebessüm ederek şöyle buyurdu! “Şeytan onunla beraber yiyordu O Allah’ın ismini zikredince şeytan karnındakileri istifra ederek ağzından çıkardı” dedi (Ebu Davud) Allahu Teala’nın şeytana hitaben mealen “Onlara mallarında ve evlatlarında ortak ol fermanı da bu hadisi teyid etmektedir

Cinlerin yemekleri; besmele çekilmeden yenen yemekler, tezek ve kemiklerdir Selman-el Farisi anlatıyor: “Peygamberimiz (s a v ) bizi kıbleye karşı küçük ve büyük abdest bozmaktan, sağ el ile taharet almaktan, taşlar ile taharet alırken taşların üçten aşağı olmasından ve bir de tezek ve kemik ile taharet almaktan nehy etti” buyurdular (Müslim Ebu Davud) Ve yine “Tezek ve kemik ile taharet almayınız, çünkü onlar cin kardeşlerinizin azığıdır” buyurmuştur (Tirmizi) Ameş anlatıyor: “Bir gün bir cin geldi ve ona sorduk; “En sevdiğin yemek nedir O da “pirinçtir” dedi Biz de ona pirinç getirdik Lokmalar havalanıyordu, biz bir şey göremiyorduk ” (Ibni Kesir).
Bir adama cinler musallat olmuştu Ona gözüküp yanına geliyorlardı O anlatıyor; “Geceleri gelip benden pirinç pilavı istiyorlardı, ben de veriyordum ”
Yine cinler bazı gözüktükleri bazı kişilere eşek baklasını sevdiklerini söylemişlerdir En doğrusunu bilen Allah’tır

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.