Kıyamet ve Alâmetleri II.Bölüm

Kıyamet ve Alâmetleri

II.Bölüm

kiyametErzurumlu Hakkı İbrahim,  Marifetname adlı eserinde dördüncü fasılın beşinci bölümünde Sûr’un üçüncü üfürülüşünü, ölülerin dirilmesini, haşri, amel ddefterlerini, hesabı, mizanı, Sırat ve A’raf’ı kısaca bildirir.

Ey aziz! Ehl-i tefsir ve ehl-i hadîs ittifak etmişlerdir ki, Hakk Teâlâ yeryüzünü şiddetli bir rüzgar ile dümdüz edip Şam sahrası hizasında yüzbin yeryüzü kadar genişliğinde mahşer yerini yapar. Sonra Arş-ı A’zam’ın altında bulunan Hayat Denizi’nden kırk gün hiç durmadan insan menisi gibi, bu dünyaya yağmur yağar, bütün yeryüzü deniz gibi dolduğu zaman çamur tabakasında toprak olan bütün insan ve hayvan cesetleri o yağmuru çekip bütün organları bir araya gelerek evvelki şeklinde yeryüzünde Bakla gibi biterler. Her beden kendi kemâline ulaşır. Sonra Hakk Teâlâ sekiz büyük meleği diriltip İsrâfil Aleyisselâm’a yine Sûr’a üfürmesini emr eder. O da Sûr’u o kadar yumuşak ve lâtif üfler ki, Sûr’un içinde sâkin olan ruhlar hemen ufklara yayılarak her can kuşu kendi kafesini bulur. Koyun sürüsü içinde kuzuların kendi anasını bulduğu gibi, her can da kendi bedenini bulacak ve onunla kalacaktır. Önce ve sonra olan bütün mahlûklar, melekler, huriler, insanlar, cinler, şeytanlar, denizde ve karada yaşayan hayvanlar ve bütün haşereler bir anda tamamen canlanıp mahşer yerine her taraftan tplanırlar. Peygamberlere, velîlere, âlimlere, sâlihlere, Cennetten elbiseler ve buraklar gelir. Elbiseleri giyer, buraklara biner, Arşın gölgesine gidip minber kürsüler üzerinde rahat ve selâmetle otururlar. Geri kalan mahlûkların hepsi  aç, susuz, çıplak, baş açık, yalınayak, yaya, olarak düşe kalka Arasât meydanına gelip mahşer yerinde toplanırlar. Çok sıkışıp ayakta dururlar. Başlarına güneş bir mil kadar yaklaşıp sıcaktan çok ter dökerler. Kimi topuğuna kimi dizine, kimi göğsüne, kimi boğazına kadar ter içinde kalırlar.  Çokları da ter denizine gömülürler.

Bu arada yetmiş bin saf zebâniler Cehennemi yer altından mahşer yerinin  yakınına getirirler.  Mahşer halkını halka gibi sararlar.  Ehl-i mahşer elli bin yıl hesabı bekleyerek bu hâlde sıkıntı içinde kalırlar. Kirâmen kâtibîn melekleri, Dünyada yazdıkları amel defterlerini mahşerde sahiplerine verirler. Mü’minlere ve itaatli olanlara sağ tarafından, kâfirlere ve fasıklara sol taraflarından verirler.         Hakk Teâlâ orada bütün mahlûklarına vasıtasız kelâm söyler. Bir anda herkesin hesabını görüp  kimine hitâb, kimine itâb eder. Mazlumun hakkını zâlimden hasenet olarak alır ve mâzluma verir. Eğer zâlimin hasenatı yoksa mazlumun günâhlarını zâlime yükletir. Hesabdan sonra hayvanları toprak eder. Kâfirler hayvanlara gıpta edip “keşke bizde toprak olsaydık” derler. (Bu hususu Kur’an-ı Kerim Nebe sûresinin 40. âyeti ile doğrular.)

Mahşer yerine iki direk üzerine bir büyük terazi kurulur. Her direğin uzunluğu beş yüz yıllık yoldur. Her kefesi yeryüzü kadar geniştir.  Bu Mizân (terazi) ile mahşer gününde sevablar ve günâhlar tartılır.  Sevabı ağır olanlar Cennete, günâhı ağır olanlar cehenneme giderler.  Ancak Hakk Teâlâ ikram ederek, günâhı çok olan dilediği bir kısım kullarını afv eder. Bir kısmı da enbiyâ, evliyâ, ulemâ ve sulehâ’nın şefaatine kavuşurlar. Fakat bunların iman ile vefat etmiş olmaları şarttır. Çünkü Dünyadan imansız gidenlere Cennet afv  ve şefaât olmaz, asla Cehennemden kurtulamazlar. İmanlı olarak ölüp de günâhı sevabından çok olan afv ve şefaâte de uğramayan mü’minler günahları kadar Cehennemde yanıp sonra Cennete giderler. Zerre kadar imanla ölen kişi sonunda muhakkak Cehennemden kurtulup rahata erer.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.