"Enter"a basıp içeriğe geçin

TASAVVUFÎ HAYAT

Tasavvufî Hayat

Tasavvuf bir din değildir, dini anlatmanın ve yaşatmanın en kolay yoludur.  Allah ve Resûlü’nün (s.a.v.) öğrettiği edep üzerine kurulmuş manevî ve ahlâkî eğitim sistemidir.  Temel metodu, aşk ile gönülleri Hakk’a bağlamaktır. Temel usulü, tövbe, ihlas, farzları eda, haramlara veda, zikir, rabıta, sohbet, hizmet ve edeple nefsi terbiye etmektir. Hedefi, Allah Tealâ’nın rızasına ulaşmış kâmil insan yetiştirmektir.

Tasavvuf terbiyesinin merkezinde kâmil mürşid bulunur. Tıpkı Hz. Resûlullah’ın (s.a.v.) kendisine tabii olan sahâbelere feyiz verip, aşk aşılayıp, örnek olup kendilerini eğittiği ve terbiye ettiği gibi.

Mürşid, bu yolda mânevî eğitimini tamamlamış velîler arasından seçilerek görevlendirilir. Bu görevi ona halk değil, Cenâb-ı Hak verir. Yüce Allah’ın muradı böyledir. Allah Teâlâ, Hz. Peygamber’den (s.a.v.) sonra yeni bir peygamber göndermeyeceği için, onun ümmetini başı boş bırakmamıştır. Rahmetiyle onları hak yola davet edecek, kendilerine bu yolda örnek olacak, mânevî terbiyelerini gerçekleştirecek, dinin hakikatiyle yaşanmasını kolaylaştıracak kâmil ve mükemmil dostlarını bu ümmetin içinden eksik etmemiştir, kıyamete kadar da etmeyecektir.

Bu iş Hz. Peygamber’e (s.a.v.) vâris olmaktır. Emanet çok büyük, çok kıymetli ve çok naziktir. Onu taşıyacak kimselerin hem âlim hem ârif olması şarttır. Onun için mürşid ilim irfan sahibi edepli kişilerden seçilir. Gerçekten terbiye olmayan kimse başkasını terbiye edemez.

Büyük velî Ebû Hafs el-Haddâd (k.s.) tasavvuf yolunun ne olduğunu kısaca şöyle tarif etmiştir:

“Tasavvuf bütünüyle edepten ibarettir. Her anın, her halin ve her makamın kendine göre bir edebi vardır.  Her vakit edebe riayet eden kimse, Allah dostu olur. Edebi korumayan kimse, her ne kadar kendisini güzel bir halde zannetse de esasen onun Hak katında değeri yoktur. Bu kimse kendisinin ilâhî huzurda kabul gördüğünü düşünse de, aslında oradan çok uzaktadır.”

Bu okula samimiyetle girilir, edeple çıkılır. Sabredip devam edenler Allah’ın izniyle hedefe ulaşır, ilâhî dostluk makamına erişir. Yüce mevlâya dost olanlara ne mutlu!

İlk Yorum Sizden Gelsin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir